28 Kasım 2010 Pazar

Peyzaj Mimarinin Uzun Serüveni

James Corner, Richard Rogers’ın Londra’daki mimarlık ofisinde 20 yaşında bir stajyerken içinde bulunduğu hayal kırıklığını zar zor bastırıyordu. Londra’nın rıhtımını, terk edilmiş sanayi limanlarından şık ticari bölgelere dönüştürme işini başlattıklarında 1980’lerin başıydı. Ancak bu ölçek ve böylesine karmaşık bir alanda Corner’ın görebildiği tek şey sınırlamalardı. “Tüm mimarlar yapmaları gerekenin mevcut binaların üzerine tente koymak olduğunu; tüm peyzaj mimarları yapmaları gerekenin her yere ağaç dikmek olduğunu; tüm trafik mühendisleri yapmaları gerekenin alana giren ve çıkan araçları dengelemek olduğunu biliyorlardı. Ancak yeteri kadar içtikten sonra Rogers ve ortakları, işin tamamını sentetik bir hale getirebilmek için ellerinde yeterli tematik ve düşünsel araç ve teknikler olmadığından yakınırlardı.”Corner bundan kısa bir süre sonra şu anda Peyzaj Mimarlığı Bölüm Başkanlığı yaptığı Pennsylvania Üniversitesi’ndeki eğitimini yarıda bıraktı. “O kadar Balkanlaşmamış, büyük resmi görme ve büyük bir takımı idare etme yeteneğine sahip bir profesyonele her zaman ihtiyaç vardır.”Corner, geçen 25 yılı, peyzaj mimarinin ikinci plana itilmişliğini ve kent dışı eğilimlerini bir kenara bırakıp, “sanayi sonrası kentini tasarlamak” gibi daha heyecan verici bir konuyu gündemine alarak peyzaj mimarinin alanını genişletmek için ciddi bir çalışmayla geçirdi. Herhangi bir mimarinin çevresine birkaç salkım maydanoz gibi mutlaka çalılar ve ağaçlar koymak yerine, peyzaj mimarlarının bu kadar karmaşık, büyük ölçekli ve çevresel olarak zarar görmüş alanların yeniden yapılanarak birer cazibe merkezine dönüştürülme sorununa en geniş biçimde yaklaşabilecek olanların peyzaj mimarları olduğunu düşündü. Ona göre peyzaj mimarları, bir filozofun entelektüel bakış açısı ve güçlü bir politik aktörün politik görüşüne sahiptiler. “Peyzaj mimarı olduğun için utanmak istemiyorum çünkü en sonda gelen ağaç adamları olarak görülüyoruz” diyor.

Onun bu hırslı girişiminin ilk örneği, Manhattan’ın West Side bölgesinde, ilk andan beri ilgi çeken ve çevredeki aktivistlerin olumlu görüşünü, güçlü politik desteğini ve özel sektörün büyük miktarda parasını yanına alan High Line projesi oldu. “Başlattığımız her projede mimarlar, mühendisler ve çeşitli uzmanlarla birlikte çalışıyoruz ki, bu aslında oldukça suskun ve geri plandaki bir meslek alanı için büyük bir gelişim demek.”

Corner’ın High Line’daki tasarımı, terk edilmiş tren yolunun etkileyici vahşiliğinin izlerini taşırken aynı zamanda da sanat ve kültürle uysallaştırılmış. Çevrede şık bir kalabalığa yol açacak pek çok plaza yatırıma hazır bulunsa da aslında burada en çok ilgi çekecek olan bir ağaç yüksekliğinde kenti bir ucundan diğer ucuna kat edebilmek olacak. High Line, kültür ve parayla bezenmiş bugünün altında güneşlenirken aynı zamanda da geçmişin sanayi enkazı üzerinde dolaşan bizlerin yansıması olarak High Line, proje olarak bir “duygu”yu ifade ediyor, Corner için ise bir başlangıcı.

Birçoğu Corner’ın Penn’den eski öğrencileri olan Field Operations firmasının şu anda gelecek 25 yılı içine alan 5 büyük kamusal, bir çok da özel projesi bulunuyor: Toronto’da Fresh Kills Park, New Jersey’de yaklaşık 17 hektarlık bir park, Memphis’te 1800, Kuzey Kore’de 50 hektarlık parklar, Las Vegas’ta MGM Mirage City Center için bir havuz, Columbia Üniversitesi Manhattanville Kampüsü planları vb bunların arasında yer alıyor.
Corner, bir hava fotoğrafçısı olan Alex MacLean ile ABD’nin üzerinde uçarak insanoğlunun yeryüzünü nasıl şekillendirdiğini görmeye çalışmış. Bu çalışması sonucunda, Amerikan Mimarlar Derneği’nin Uluslar arası Kiatp ödülünü ve bir çok olumlu eleştiriyi de alan ve içinde bir ana temanın yer aldığı bir kitap ortaya çıkmış: arazi bulunduğu yerin özelliklerini barındırmaz, o büyür ve onu şekillendiren bu süreçtir.
Taking Measures adıyla piyasaya çıkan bu kitaptaki fotoğraflar aslında yer yüzeyinin bir mekanda çiftliklerden otopark alanlarına kadar nasıl geçiş yaptığını gösteriyor. “bu çok güzel arazilere şekil, doku, somutluk, geometri ve doğal hali gibi yönlerden bakmanın yanında aynı zamanda da onların ne yaptıklarını anlamak akımından önemliydi” diyor Corner. Ve bu çalışmadan yola çıkarak peyzaj mimarlarını, doğada meydana gelen değişimleri geliştiren, düzenleyen bir bahçıvan olarak tanımlıyor.
Ardından 90’ların ortalarında çalışmalarını bir adım öteye götürmesi gerektiğini düşünerek yarışmalara giren Corner, New York’taki Van Alen Enstitüsü’nün Governors Island’ı yeniden geliştirme projesi için yarışmaya katıldı. 200 projenin girdiği yarışmada kazanan 6 projeden biri kendinin, 3’ü ise öğrencilerinin olunca, önemli bir şeyin ucundan tuttuklarından emin oldu.
Birkaç yıl sonra ise en önemli kırılma noktasını yakaladı: Staten Island’daki geniş bir atıl alan olan Fresh Kills Projesi. New York’taki Central Park’ın yaklaşık 3 katı büyüklüğündeki alanda herhangi bir şekillendirme çabasına girmek, yollar açmak bile büyük biri şti. Kaldı ki alanın %45’ini kaplayan çöp yığınını gömmek için milyonlarca dolar harcamak bile yetersiz kalırdı. Çürümeyi hızlandırmak mümkün gözükmediği için de hangi mimar çalışırsa çalışsın, parkın ortaya çıkması onlarca yıl alacaktı.

Corner ise bu alanı bir çalışma alanı olarak gördü: sadece bir park değil aynı zamanda peyzaj mimarinin vücut bulacağı bir alan. “Bu harika bir park tasarlama çalışması değil, şu anki halinden yeşil, kamusal ve güvenli bir alana gidişi tanımlayacak bir yöntem çalışması” şeklinde açıklıyor. “Ve bu yöntem de sonunda benzersiz mekansal ve estetik deneyimler ve yapılar sunan bir parka dönüşecektir.”

0 yorum:

Ayancuk.Com - Guncel Haberler

Ayancuk.Com

Ayancuk.Com

  © Blogger templates Psi by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP